BRING THE HYPE TO ART

BENİM FIRÇAM ZIMPARA

röportaj
TOM FELLOWS


Renk harmonisini yaratmak üzere renkleri seçip sonra siparişini veriyorum. Sadece ana renkleri satın alıp, kendim karıştırmanın beni daha özgür kıldığını fark ettim. Normalde boyanın kuruması 12 saat, üzerinde işlem yapabilmek için ise 24 saat beklemem gerekiyor. Ben boyaları ıslak döküp, emin olmak için birkaç gün bekliyorum. Renkleri deneyimledikçe hangi pigmentleri kazımam, hangilerini astar yapmam gerektiğini görüyorum. Her katmanın kontrolüne sahibim. 


Bir dönem tuval üstü fotorealistik olarak nitelendirebileceğimiz yağlı boya resimleri yapıyordun. Tam olarak nasıl başladı ve ne zaman artık farklı bir yaklaşıma ihtiyacın olduğunu anladın?

Londra’dayken pek resim yapmadım. Planım üniversite yıllarında ihmal ettiğim resme tekrar geri dönmekti. Ancak tekrar ritmine girip, döngüyü yakalamak epey zaman aldı. Asıl tekrardan fotorealistik tablolar yapmam İstanbul’a gelişimle başladı. Geriye baktığımda ilerlemeyi net olarak görebiliyorum. Oysa ki o zamanlar o denli büyük bir değişim içinde olduğumu göremiyordum. Parlak yüzeyler üstünde, fotorealistik çalışmalar yapmaya çalışıyordum; Sabit durup baktığında realistik duruyorlardı, ancak hareket ettiğinde efekt (Trompe-l'œil*) anında kayboluyordu. Dolayısıyla, tam olarak dinamik gelmiyorlardı bana. Sonra etrafımdaki yeni materyalleri keşfetme yoluna düştüm ve kendimi Maslak Oto Sanayi’de buldum. Zaten orda da yeni materyaller ve üretim süreçleriyle tanıştım. Alüminyum ile çalışmaya böyle başladım. Aslında her şey çok doğal ve organik gelişti.



Oto Sanayiye taşınmanın ardından da İstanbul’daki ilk sergini gerçekleştirdin. Bu serginde artık tamamen farklı ve yeni bir anlayış içerisinde olduğun anlaşılıyor; bu süreç nasıldı?

Sanayide malzeme ve kullanılabilecek aletlerin keşfi süresinde Kerim Zapsu ile tanıştım. Çalışmalarıma karşı çok tutkuluydu. Deneylerime devam etmemde büyük motivasyon oldu. Kerim zaten Maslak Oto Sanayi’de yaşıyordu. Sonra da “Birlikte sergi yapalım” dedik. Daha önce de alüminyum üzerinde yağlı boya yapmıştım; ancak bu kez boyamaktan fazlasını yapabileceğimi gördüm. Alüminyumun stabil yüzeyi işlemek ve farklı yüzeyler oluşturmak için ideal bir zemin. Zemin üzerine ekleme yapabilmeme izin verdiği kadar heykelden de aşina olduğum eksiltme, kazıma, tıraşlama teknikleri de artık üretim sürecimin bir parçası haline geldi.


Tekniğini bu yönde ilerlettikçe fırça kullanımın azaldı herhalde?

Seneler oldu elime fırça almayalı. Hala çalışmalarıma tekrardan dahil etmenin yollarını arıyorum. Ama şimdilik benim fırçam zımpara.


Üretim sürecini nasıl kurguluyorsun? Her şey önce bir eskiz ile mi başlıyor?

Renk harmonisini yaratmak üzere renkleri seçip sonra siparişini veriyorum. Sadece ana renkleri satın alıp, kendim karıştırmanın beni daha özgür kıldığını fark ettim. Normalde boyanın kuruması 12 saat, üzerinde işlem yapabilmek için ise 24 saat beklemem gerekiyor. Ben boyaları ıslak döküp, emin olmak için birkaç gün bekliyorum. Renkleri deneyimledikçe hangi pigmentleri kazımam, hangilerini astar yapmam gerektiğini görüyorum. Her katmanın kontrolüne sahibim. Boyamadan ziyade boyayı kazımaktan, işlemekten ve yüzeyi manipüle etmekten ibaret benim üretim sürecim.






Kullandığın malzemeler arasında baklava tepsisi, sac, uydu alıcısı, çiğ köfte tepsisi gibi gündelik objeler var; bu objeleri nasıl kendi sanatına dahil ediyorsun?

Bir kenar takıntım var. Asıl boyama kenarlarda görünür hale geliyor. “Ne yapsam, nasıl yapsam?” derken sac ve baklava tepsileriyle karşılaştım ve istediğim şeyin zaten var olduğunu gördüm. Ben sadece fonksiyonel, sanatıma hizmet edecek olan imkanlardan faydalanıyorum. Sanat tabii ki fonksiyonun önüne geçiyor ama bu iki dünyanın arasındaki alışverişi seviyorum. Zaten kullandığımız bir objeyi alıp bambaşka bir şeye çevirmek bana çok cazip geliyor açıkçası.


Eserlerin oldukça çok yönlü hem heykel hem resim olarak algılanıyorlar. Aynı zamanda hem iç hem de dış mekânda sergilenebiliyorlar. Sen eserlerini nasıl tanımlayıp konumlandırıyorsun?

Bilinçli yaptığım bir şey değildi. Seçtiğim malzemeler sonucu ortaya çıkan bir yan etki, diyelim. Hem iç hem dış mekânda sergilenebilecek olması, ışık yansımasına verdiğim önemden kaynaklanıyor. Gün ışığında daha da güçlendiklerini hissediyorum. Eserlerimi farklı mekanlarda ve sergileme varyasyonlarını görmeyi seviyorum, çünkü her yerde ışığa ya da ışıklandırmaya göre farklı bir oyun, perspektif veriyorlar. Ben eserlerimi heykel olarak görüyorum ama bu eserler prensipte duvara asabildiğimiz 2 boyutlu resimler.



Fotoğraf: Abdullah Yazıc
Röportaj: Ulaş Parkan
Video İçeriği / Sayfa Tasarımı Uygulama: Yasemin Sarıhan
Sayfa Tasarımı: Studio Pul
Video: Özgün Özlü

 

 

 

SANATÇININ ESERLERİNİ GÖR

SEPETİM