BRING THE HYPE TO ART

ZAMAN İLE İLİŞKİMİN SOYUT HALİ BENİ SÜREKLİ ÜRETİMDE TUTUYOR.

röportaj
LARA KAMHİ


BENİ BEN YAPAN BİR MESELEM VAR DEMEK DAHA DOĞRU OLUR. BU DOĞRULTUDA, GERÇEKLİK ALGISININ ÇOK YÖNLÜ YAPISINI ARAŞTIRIYOR VE GÖZLEMLERİMİ PAYLAŞMAYA ÇALIŞIYORUM.


Görsel bir sanatçı olarak kendini sözel olarak da olağanüstü ifade etme yetisine sahipsin, bu süper güçleri birleştirip “üstümüzden geçmeye” karar vermişsin. Misyonun nedir?

Çocukluktan gelen bir yanlış anlaşılma korkusu, yetersiz kalma endişesi ve çeşitli etnik/kültürel altyapılara sahip olmak beni sürekli kendimi ifade etmeye yönelten ana etkenler oldu. Bu konuda süper güçlerim olduğunu düşünsem, muhtemelen daha az anlatma çabasına girerdim. Misyon yerine beni ben yapan bir meselem var demek daha doğru olur. Bu doğrultuda, gerçeklik algısının çok yönlü yapısını araştırıyor ve gözlemlerimi paylaşmaya çalışıyorum.


Savunduğun bir erdem var mı?

Dürüstlük. En çok da kendine dürüst olmalı insan. Bu doğal olarak bizlere pek çok diğer erdemi de beraberinde getirecektir.

Oturup ilham beklenilmez. shopi go Art’ta sergilenen eserlerine giden ilham yolculuğundan bahseder misin?

Bu çalışmaları ürettiğim dönemi yaratıcı sürecimin en önemli evrelerinden biri olarak görüyorum. Video sanatı ve analog filmle ilgilenirken, ekranı ve onun sınırlarını terk edip mekana yayılan çalışmalar üretmeye başladım. Bu teknik değişim beraberinde bir düşünsel ivme de getirdi. Kimlik ve aidiyet konularına dair kafa yormaktayken, videonun ve filmin nesnel yapısına ilgi duymaya başladım. Dikkatim resimsel ve dokusal olan ile dijital ve dokunulamayan gerçekliklerin kesiştiği noktalara evrilirken, pratiğim hem geleneksel hem de dijital medyaları barındıran hibrit bir düzleme geçti. Düşünsel bağlamda keskin çizgilerden özgürleştiğim, somut olandan soyut olana geçiş yaptığım dönemimi temsil ediyor bu çalışmalar.

shopi go Art ‘ta sergilenen eserlerin dillense ne derlerdi?

Belsize Park ve Hamsthead arasındaki orman yolunda rüzgarda savrulan ağaçların, az çok seçilen bir yol sesinin ve adımlarımın altında çıtırdayan toprak ve kuru yaprak seslerinin oluşturduğu bir koro duyardık muhtemelen. Zaman zaman gerçek bir melodi gibi seçilen fakat eni sonu konuşan bir boşluk, hiçlik gibi, insana bildiği gerçekliği şaşırtan sihirli bir uğultu olurdu bu.

Sürekli bir üretim halindesin; bu durumda zaman ile ilişki durumun nedir?

Sanırım zaman ile ilişkimin soyut hali beni sürekli üretimde tutuyor. Bu konuya değinilince de aklıma hep Rolland Barthes'ın Mitolojiler kitabındaki Tatildeki Yazar denemesi geliyor. Le Figaro dergisi zamanında André Gide'yi tatilde fotoğraflıyor ve bu başlığı kullanarak bir haber yapıyor.
Oysa Barthes, bir yazarın tatilde de yaratıcı ve düşünsel kapasitesini kullanmaya devam ettiğini belirtip, onun tatilde olmasının mümkün olamayacağını savunuyor.

Sanatında teknolojiyi kullanmayı seviyorsun; izleyiciyi teknolojiyle daha barışık hale getirmek gibi bir misyonun varmışçasına… Sence sanatsal algı dünyasında teknolojiye karşı hala bir ön yargı dolayısıyla bir dışlanma söz konusu mu?

Bir önyargı olup olmadığını henüz anlayamadan, kimi kurumlar tarafından 'eğlence' adı altında sunuluyor dijital sanatlar.
Bu görüş değer gördükçe, eserin değerini kaybetme riskini beraberinde getiriyor. Hibrit alanların hızla oluşmaya başlamasıyla da, eleştirel bir yapıdan sıyrılmış, salt deneyim haliyle kitleleri büyüleyen imgeler bütünüyle karşılaşmaya başlıyoruz. Önyargı yıkılmasa da sanatın içinde barındırdığı eleştirel yaklaşım esası yıkılmaya başlamış oluyor.
Bu tip gelişmeler olumlu mu? Sanmıyorum.
Şu şekilde bakmak belki de en sağlıklısı olur: eni sonu hepsi birer araç, dijital kamera da, boya da, kil de. Çalışmanın kendisi değil, onu algılanabilir kılan etkenler bunlar.

En son hangi alışkanlığından vazgeçtin?

Kusur görmemenin erdem olduğunu sandım senelerce. Kırılgan egolar yerle yeksan olmasın diye gerektiğinden fazla mütevazı olduğumu farkettim. Başkalarının sergilediği olumsuz davranışlar için bahaneler, kulplar, nedenler yarattım. Bu gittikçe daha da korkunç sonuçlar doğurmaya başladı. Bu alışkanlığımdan tamamen vazgeçtim diyemem ama bunun için uğraşıyor, hatta epey de yol katettiğimi düşünüyorum.

Sürekli tekrar eden bir döngün var mı hayatına dair?

Son zamanlarda 9-10 senede bir seyreden bir döngüm olduğunu keşfettim. Bir üçgen halinde, arkadaşlık, ilişki, aile ekseninde oluşan benzer olaylar silsilesi yaşıyorum sanırım bu döngülerde. Olaylar gittikçe saçmalasa da tepkilerim bir o kadar olgunlaşıyor. Döngüsel tekrarları gördükçe daha sık 'oyuna gelmem' diyor, göz kırpıyorum hayata.

Gelecekten gelen Lara ile karşılaşıyorsun? Ona ilk ne sorardın?

Bir rüyamda karşılaştım gelecekteki Lara'yla, 60lı yaşlarının sonundaydı. Onun bedeninde geçen bir kaç saniyede gördüklerim hiç bir koşulda aklıma gelmezdi fakat aklımın içinde bir yerdeydi işte o Lara da. Bu rüyadan beri pek merak etmiyorum açıkçası, 'hangi gelecekteki Lara?' diye sorasım geliyor hatta. Ama size iyi haber şu ki, gördüğüm o gelecekte yaşlanmak diye bir olgu kalmamıştı :)

Peki, geçmişe dönüp 16’lık Lara’ya bir tavsiye verebilecek olsan, ne derdin?

Kendinden değil de seni kendinden şüphe duymaya itenlerden şüphelen. Her acıtan kendi acıyor aslında.

Fazlasıyla ekran ve makine başındasın, topraklanmak için yaptığın bir şey var mı?

Evimde tohumdan veya dalından yetiştirdiğim onlarca bitkim var. Onlarla ilgilenmek evden pek çıkamadığımız bu zamanlarda epey yardımcı oluyor. Meditasyon ve spor da düzenli rutinimin bir parçası. Fakat özellikle ekran ve bilgisayarla çalışmaktan ötürü oluşan bir nevi hipnoz olmuşluk hissine karşın, etrafı dikkatle gözlemlediğim uzun yürüyüşler yapmak iyi geliyor. Hareket halindeki bir dünyanın içinde hareket halinde olduğumu hatırlamak adına adımlarımın nispeten hızlı olduğu yürüyüşler yapıyorum. Bir nevi doğal takip sahnesi çekiyorum zihnimde.

Instagram’ında, katmanlarca üretilmiş, çoğaltılmış dijital kolajlar halinde veya teknik bir hata vermişçesine yeni sayfalar açan gerçekliklerden gerçeklik beğeniniz, demişsin. Senin gerçekliğini nasıl hayal etmeliyiz?

Benim gerçekliğim de bundan çok farklı değil açıkçası. Bu durumdan hiçbirimiz muaf değiliz ne yazık ki.

Bir yol ayrımına geldiğinde, neye göre ve nasıl karar alıyorsun? Alıyor musun yoksa akışta mı kalıyorsun?

Akışta kalıyorum diyebilirim ama bu daha ziyade çoktan alınmış bir kararı hatırlama hali olarak tanımlanabilir. O tanıdık ana kendini teslim etmek gibi.

Üretmenin en can yakan yan etkilerinden de bir tanesi, sanatçının kendine ve eserlerine fazla eleştirel yaklaşması. Bu iç sesi nasıl susturuyor ya da kullanıyorsun

Yaratmak kendimi daha az eleştiren biri olmamı sağlıyor. Zihnim bu evrede, toplumsal baskılar, kalıplar ve anlatıların dışında kalıyor. Bu sürecin kendisi bana başka gerçeklerin de mümkün olduğunu gösteriyor. Çalışmalarım yaşam sürecimin parçaları sadece. Onlara bitmiş birer nesne olarak değil de, bu eleştirel sürecin değerlendirme aşamaları olarak bakmak bana yardımcı oluyor.

Bir gezegenin olsa, adını ne koyardın?

Gaia'dan iyisini bulmam zor olurdu sanırım.

Özel bir gün olsaydın, ‘tüm dünya ne kutluyor olurdu?

Herkes kendi doğum gününü kutlasa, nasıl bir gün olurdu acaba?

Mitolojiden bir karakter olsaydın; Kim olurdun ve neden?

Lauium Irmağının Perisi olmaktan gayet memnunum, teşekkürler.

Travmalarını nasıl süper güce dönüştürüyorsun?

Psikologa gitmek en sevdiğim aktivitelerim arasında yer alır. Tavsiye ederim!

Siri ile ilişki durumun nedir?

Gün içinde 'Hey Siri, Klasik Müzik çalar mısın?', geceleriyse 'Hey Siri, şimşek sesi çalar mısın?' arası gidip geliyor muhabbetimiz. Bazen sıkılınca tarih soruları soruyorum, anlatıyor.



Fotoğraf: Abdullah Yazıc
Video: Batu Tate Kantarcı
Röportaj: Sevtap Tuzcu
Sayfa Tasarımı Uygulama: Batu Tate Kantarcı
Sayfa Tasarımı: Studio Pul

 

 

SANATÇININ ESERLERİNİ GÖR

SEPETİM