BRING THE HYPE TO ART

HER ANI YAŞIYORUM; OLDUĞUM ANDA, DÜŞÜNDÜĞÜM VE HİSSETTİĞİM ŞEKİLDE.

röportaj
SİNAN SAÜL



Bir sanatçı için alışagelmiş bir eğitim almadın, hatta Milano’da finans okumuşsun. Sanata giden yolundan bahseder misin?

Sanat yapmak veya sanatçı olmak bence bir iş değil, insanın sanata doğduğuna inanıyorum; sanatçı olamazsın, sanatçı doğabilirsin. Üniversitede aldığım eğitim aslında ilgimi çeken bir bölümdü ve sanat okumak yerine daha matematiksel bir eğitim almak istedim.

Resim yapmak konusunda ne düşünüyorsun?

Resim yapmak aslında bir şiir yazmak veya bir şarkı yazmak gibi romantik ve nazik bir eylem değil. Resim yapmak, başlı başına bir varoluş ve yok oluş aslında; önünde duran tuvale değen her fırça darbesi ve her renk, resmin ötesinde bir oluşum. Bembeyaz bir alanın, bir anda büsbütün değiştiği, her fırça darbesiyle geriye dönüşü olmayan bir oluşum. Muhteşem bir şey. Tanrısı olduğun bir boyut.


Kendi yolunu ararken pusulan nedir?

Kendimi herhangi bir yolda veya ulaşılması gereken bir noktayı bulmaya çalışan biri gibi görmüyorum. Güneş doğar, güneş batar. Her anı yaşıyorum ben de; olduğum anda, düşündüğüm ve hissettiğim şekilde.

Kaostan mı besleniyorsun?

Aslında kaos hepimizin içinde olan bir şey. Yaşadıklarımın ve duygularımın farkında olmak ve onları dışarı vurmak istiyorum; sevincimi, üzüntümü, mutluluğumu, nefretimi, renklerimi, siyahlarımı…

İç dünyan ve dış dünyan arasındaki dengeyi nasıl sağlıyorsun? Sağlayabiliyor musun?

Bir fotoğraf gibi düşünebiliriz aslında iç ve dış dünyayı; bir fotoğraf ne kadar aydınlık ise, negatifi de bir o kadar karanlık olur. İçimdeki karanlıklar bazen dışarıya renkli çıkabiliyor ve bazen de tam tersi. Dengeyi sağlayamıyorum, sağlamak da istemiyorum. Tek istediğim ben olmak-tüm benliğim ile.


Deli ve dahi arasındaki o ince çizgiyi sana göre ne oluşturuyor?

Günümüz dünyasındaki veri fazlalığı; duyularımızla hissettiğimiz sayısız gerçekliğin farkında olmamız, ve sanki bu çok normal bir şeymiş gibi hayatlarımıza devam etmemiz bana insanın delirmemesinin bir mucize olduğuna inandırıyor. İşte bu noktada tüm bu verilerin dışarıya çıkış noktasında çok ince bir çizgi olduğunu düşünüyorum. Benim dünyayı kendi resimlerimde yansıttığım gibi görmediğimi kimse kanıtlayamaz bana.

İçindeki dahi ne diyor? İçindeki deli ne diyor?

Dahi pek bir şey söylemiyor aslında, tek yaptığı deliyi dizginlemek ve bence hepimizin yaptığı da bu. İnsan yaşadıklarını bir matematiksel formüle bağlayamaz, ama hepimiz içimizde etkileri tepkilere bağlayarak sistemsel bir döngü oluştururuz. Her ne kadar dâhiler olmak istesek de hayatlarımızda, içimizde birer deliyiz. Hayatlarımız sona doğru erdiğinde, iyi ki diyeceğimiz birçok şey içimizdeki delinin dizginlenmediği anlardan ibaret.

Başka bir gerçeklikte eserlerin konuşuyor olsa ne derlerdi?

Bu gerçeklikte konuşuyorlar zaten :), duymuyor musun?



Kimi zaman eserlerin rengarenk, kimi zaman ise siyah beyaz… Oluşumları esnasında yaşadığın duygu dünyanla mı alakalı?

Gözlerimizi kapattığımızda her şeyi siyah görüyoruz ama aslında iç dünyamıza girdikçe o karanlıktan doğan sonsuz renkler geliyor önümüze; yaşadıklarımız, hissettiklerimiz, bizi biz yapan her şey, o karanlıktan doğuyor ve ben de kendi karanlığımdan doğanları gösteriyorum. Bazen siyah beyaz, bazen renkli.

Sanat hayatında bir değişim/dönüşüme sebep olan bir karşılaşma oldu mu?

Aslında bir karşılaşma değil ama bir süreç oldu diyebilirim; ufak yaşlarımda yaptığım resimleri bugün yaptıklarımla karşılaştırdığınızda aslında pek bir fark olmadığını görebilirsiniz. İşlerim sadece daha karanlıklaşmışlar. Sebebi de ben ve yaşadığım gerçeklik. Bu durumla ilgili, Pierre Soulages’ın bir sözü aklımdan asla çıkmıyor; “İnsan karanlıkta boyamaya bile, siyah ile gider.’’ İnsan büyüdükçe renkler anlamlarını yitiriyor, belki de ve siyah hepsinin üstüne geçiyor, tıpkı gözlerimizi kapattığımızda tüm duyularımızdan uzaklaşmamız ve karanlığın içinde bulduğumuz iç dünyamız gibi.

Savunduğun bir erdem var mı?

Evet var. Eski bir Hint atasözü‚ ‘‘Basınç olmadan, elmas olmaz” der. Her şeye gerekli emeğin ve gücün verilmesi gerektiğine ve gerçekleştirmek istediklerimiz için insanın içinde sonsuz bir güç olduğuna inanıyorum.


Sürekli tekrar eden bir döngün var mı hayatına dair?

Döngü olmadan hayat olamaz, bence. Benim de tekrar eden bir döngüm var, bu yüzden yaptıklarımıza, kendimize ve gücümüze çok inanmalıyız, yaşadığımız döngünün ve zorlukların bize ve yaşantımıza iyi şeyler katacağına da.

Hayatının fon müziği nedir?

Gerçek ve samimi olan her şey çalabilir arkada; kopyalanmış, ruhsuz ve içtenliksiz olmasın yeter :)

Bir yol ayrımına geldiğinde, neye göre ve nasıl karar alıyorsun? Alıyor musun yoksa akışta mı kalıyorsun?

Genelde ben vermiyorum o kararı, içinde olduğum enerji ve beni daha iyi yerlere götürecek güç zaten gerekli hamleleri yapıyor. Kendime inanıyorum, içimden gelen seslere ve geleceğe de.

Senin süper gücün nedir?

Kendim olmam. Hepimizin süper gücü bu bence.



Fotoğraf: Abdullah Yazıc
Video: Mercan Dinçkök
Röportaj: Sevtap Tuzcu
Sayfa Tasarımı Uygulama: Mercan Dinçkök
Sayfa Tasarımı: Studio Pul

 

 

SANATÇININ ESERLERİNİ GÖR

SEPETİM