YA O TAVŞANI TAKİP EDİYORSUN YA DA O TAVŞAN OLDUĞUNU ANLAYIP BİRİLERİN – shopi go

BRING THE HYPE TO ART

YA O TAVŞANI TAKİP EDİYORSUN YA DA O TAVŞAN OLDUĞUNU ANLAYIP BİRİLERİNİ PEŞİNDEN SÜRÜKLÜYORSUN

röportaj
STUDIO PINPRICK

Favori kurgu karakteriniz kim ve neden?

Hayrettin: Tim Burton’ın 1990 yapımı filminden, Makas Eller.

İsmail: Harry Potter evreninden, Severus Snape. İkisinin ortak özelliği, karakterlerini oluşturan yapıyı korumak için kendilerine ördükleri duvarlar. İç dünyalarını pelerin ve makas gibi özelliklerle, bedenlerinin dışına yansıtan karakterler.

Hayrettin: Bu ortak özellikleri işlerimize yansıdığını da gözlemleyebiliyoruz. Süper kahraman değiller, içinde bulundukları durum, yaşadıkları dışlanma süreçleri, kendilerini bir bütünün parçası hissetmiyor oluşları bizim de hikayelerimiz ile paralellik gösteriyor.

Zaman ile ilişkiniz nasıl?

İsmail: Zamanla ilişkimiz genel anlamda çok iyi. Güne erken başlıyoruz, günü nasıl daha verimli geçirebiliriz sorusunun farkındalığı ile günü değerlendirmeye çalışıyoruz. İstanbul’da yaşarken binaların üst üsteliği içinde, zaten var olan başkalıkları, dolunayın bir evin üstünde ne kadar güzel bir konuma geldiğini, çiçeklenmiş bir balkonu zaten görüyorduk, Eskişehir’de zaman yavaşladı ve bu başkalıkları daha çok fark eder olduk.

Hayrettin: İstanbul’dan Eskişehir’e gelmeden önce de zamanın farkındaydık, verimli geçirmeye çalışıyorduk ancak zamanın hızı bizim zamanı algılamamıza engel oluyordu. Eskişehir’e geldikten sonra artık mevsim geçişlerini görebiliyoruz. İstanbul’da turist olmayı daha çok sevdiğimizi fark ettik.

Kalıcılığı bu çağda nasıl konumlandırıyorsunuz?

Hayrettin: Çocukluğumuzda nerede ise her şeye şaşırıyoruz ancak büyüdükten sonra her şeyin tekrarlanmasıyla, şaşırma yetimizi de kaybediyoruz. Bir şeyin gerçekten hafızada bir iz bırakması için, ilk anda, çocukluktaki o şaşırma duygusunun oluşabilmesi gerekiyor, duygu ile hatırlanıyor ve paylaşılabilir hale geliyor.

İsmail: Günümüzde bir eylem biçimi olarak paylaşmak bir şeyi kalıcı hale getiriyor, sosyal medya paylaşımı gibi bir paylaşımdan bahsetmiyorum. Birisinin bir şeyi sözlü olarak anlatması, anlatmaya devam etmesi, bunca şey arasında paylaşmak için onu seçmesi, onu kalıcı kılan oluyor.

Özgürlüğü nasıl tarif edersiniz?

İsmail: Özgürlük, kişinin bireysel olarak kendi sınırlarını koruyabilmesi. Sınırsızca bir yaşam yerine, herkesin kendi sınırlarını belirleyebilmesi ve aşılmasına da izin vermemesi. Başkalarının da sınırlarını zorbaca aşmamak. Olabildiğince, kendi sınırlarımızı koruyarak olmak istediğimiz gibi olmaya ve var olmaya çalışıyoruz.

Hayrettin: Ben irade ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. Özgürleşebilmek için içimizden gelen dürtüleri kontrol edebilmeye ve bir doygunluğa ulaşmaya ihtiyacımız var. Bazı kararlarımızın başkalarının hayatlarına mal olabileceğini, onların hayatlarını nasıl etkilediğini düşünür ve o noktada kontrolü ele alabilirsek, karşılıklı özgürleşebiliriz.

Sahip olduğunuz hangi özellik sıradanlaşsın ve/veya normalleşsin isterdiniz?

İsmail: Paylaşımcı olmak. Bu dönemde her şey çok bireyselleşti, kimse artık bir şey paylaşmak istemiyor, duygularını bile. Ben sevdiğim her şeyi, kazandığım parayı bile bir şekilde paylaşmak istiyorum, bir kitabı sevdiğim zaman yedi cihana duyurmak istiyorum. Paylaşarak çoğalacağına inanıyorum. Çok sıradışı bir özellik değil ama genel duruma baktığım zaman bunun çok sıradışı kaldığını görüyorum.  

Hayrettin: İyi bir dinleyici olmak. Kimsenin kimseyi dinlediğini düşünmüyorum. Bazılarının sesinin bile çıkmasını istemiyoruz, hep aynı sesi duymak istiyoruz. Bir şekilde dinleyebilsek keşke.

İsmail: Herkes kendi sırası gelsin diye bekliyor konuşmak için ve kimse dinlemiyor.

Hayrettin: Bu benzer konumlardaki insanlar için bile böyle, arasında uçurum olan insanlar zaten bağırsa bile sesini öteki tarafa duyuramıyor.

 

İsmail ve Hayrettin ayrı ayrı biraz bahsedebilir miyiz?

İsmail: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Sanat Tarihi okudum. Sanat alanında çalışmaya ilk kez Çanakkale Bienal’i ile başladım. Yüksek lisansımı yaparken tez döneminde İstanbul’a taşındım. Sanat galerilerinde asistanlık, sanatçı ilişkileri, sanat danışmanlığı gibi bir çok farklı rol aldım. Birçok marka ve kuruluş için sanat danışmanlığı yaptıktan sonra sanat alanına ara verip bir event ajansı ile daha sonradan iyice dallanıp budaklanan bir yolculuğa başladım. Pandemi ile etkinliklerin azaldığı bir döneme girdik. Ardından da Eskişehir’e taşındık ve Studio Pinprick kuruldu.

Hayrettin: Mersin’de Güzel Sanatlar Lisesi’nde resim bölümünde okudum. İlkokulda hocalarım beni ya müzik ya resim okumam için yönlendiriyordu. Lisede resim tercih ettim ama müzik ile hep ilgilendim. Anadolu Üniversitesi’nde İç Mimarlık okudum. Kendi bestelerimi yapar, bu bestelere klipler çeker, sanat yönetmenliğini de kendim yapardım, görsel sanatlar beni hep çok beslemiştir. İstanbul’da İç mimarlık şirketlerinde çalışmaya başladım, 2011’de başladığım dokuz beş çalışma saatlerine son verip beş sene önce istifa ettim. Müziğe yöneldim. Freelance işler hala yapıyorum. Pandemi sonrası sakinleşmek istedim. Eskişehir süreci başladı.

Studio Pinprick ne zaman ve neden kuruldu?

İsmail: Farklı malzemelerle üretimler zaten yapıyorduk. Pandemi başladığında kendimi rahatlatacak ek yöntem arayışlarına girmiştim. Hayrettin de yeni teknikler deniyordu. 2021 yılında, Eskişehir’e taşındıktan sonra ortak yeteneklerimizi kullanarak birlikte neler yapabiliriz düşüncelerinden Studio Pinprick çıktı. Punch ortak karar oldu, punchta resimli yansıtmalar yaparak başladık.

Hayrettin: Ben suluboya ve illüstrasyonlar yapıyordum. İsmail de kağıt üzerine dokumalar, el nakışları, deneysel soyutlamalar yapıyordu. Sanatsal değeri yüksek olan üretimlere yönelmek istiyorduk. Punch needle tekniği ile tanıştık. Punch bizim için ufuk açıcıydı. Ev için yastık ararken istediğimiz yastığı bulamayınca punch tekniği ile tanıştık. İlk önce bir arkadaşımıza hediye olarak Jean-Michel Basquiat’ın Pez Dispenser eserindeki dinazoru işledik. Sonra bu teknik ile resim de yapmaya başladık. Kolay da olmadı,zorlandık, küçük detayları doğru yapmayınca tutmuyor, bir ucundan sökülüyor. Tuval denemelerine başladık. Tuvalde de sayısız sorun ile karşılaştık ama sorunları çözdükçe tekniği de kavramış olduk ve bağlandık.

 

Nedir peki punch tekniği?

İsmail: Punch tekniği kumaşın arka yüzünden işlenen, iğnenin batırılması ile yapılan, kumaşın iki yüzünün de kullanıldığı bir nakış türü. Ön yüzü kabarık ve aslında üç boyutlu bir etki sunuyor. Resim yapmak için de kullanıldığı için iplik boyama olarak da isimlendiriliyor. Kullanılan iğne ve ipliklerin çeşitlerine göre alınan sonuç ve etkisi değişebiliyor, farklı yüzeylerde kullanılabiliyor.

Pinprick kelimesi de teknikten geliyor sanırım?

İsmail: İğne deliği demek, iğneleme söz sanatındaki anlamı da benimsiyoruz. Pimpirikli olduğumuzu da düşünüyoruz. İşler son haline gelene kadar, kendimizi revizelerle çıldırtıyoruz, gerçekten pimpirikleniyoruz. Bize de uyuyor.

Hayrettin: Bazen resimdeki sadece bir rengi seçmek için defalarca dikip defalarca da parçalayana kadar sökebiliyoruz.

İsmail: Bazen kumaş bırak beni diyor.

İmaj çağında bu yavaş teknik aynı zamanda bir başkaldırı gibi, neden bu tekniği seçtiniz?

Hayrettin: Hızlı üretilen imajlara öyle sık maruz kalıyoruz ki bu dönemde biraz daha yavaşlamak istiyoruz. Bir akım tanımlanabilecek kadar öne çıktığında ona bir karşıtlık da gelişiyor ister istemez. Yavaş olmak, yavaş üretmek, dokumak ve tüm bunların meditatif yönü bizi mutlu ediyor.

İsmail: Bu işe başlarken mottomuz “hız ile işimiz yok” oldu. Tufting gun’lar var, çok hızlı işler üretmeyi sağlayan araçlar ama biz bu araçları kullanmayı hiç istemedik. Bizim için önemli olan sürecin kendisi, hızlıca üretmek değil.

Hayrettin: Sanat eserlerinin zanaat kısmında yer almayı çok istiyorduk. Bu sebeple üretimleri tamamen kendimiz yapıyoruz.

İsmail: Üretimi çok uzun sürüyor, saatlerce düşünebilirsin. O süreyi planlamak da çok eğlenceli. Bizi ve üretimlerimizi besliyor, sesli kitaplar dinliyor, müzik listeleri çıkartıyoruz. Eserlere de yansıyor bu. Yavaşlayınca detayları da görmeye başlıyorsunuz. Mükemmeliyetçilik anlamında detaycılıktan bahsetmiyorum ama yavaşlayınca efor sarf etmeye gerek olmayan detaylı bir çalışma imkanı çıkıyor.

Tüm bu yavaş ve geleneksel teknik seçimlerinin yanı sıra işlerin aynı zamanda dijital çıktısı da var. Geçmiş ve geleceği birbirine bağlamanın yollarından biri mi bu?

Hayrettin: Karakalem bir eskiz olarak başlıyor çalışmalar, bu eskizleri tarayıp dijital ortama aktarıyor ve renklendiriyoruz. Çıktısını aldıktan sonra punch tekniği ile dokuyor ve fotoğrafını çekerek tekrar dijital ortama aktarıyoruz.

İsmail: Burada yeni bir mekanda hayal ederek tekrar modelliyoruz.

Hayrettin: Hem zanaatin kendisini korumayı seviyoruz hem de işleri dijitale çevirip güncelliklerini de koruyoruz.

Bu iki kişiden oluşan ortak yaratım işlerinize nasıl yansıyor?

Hayrettin: Birbirimizin teorik ve pratik yanlarını tamamlıyoruz. İsmail sanat tarihi mezunu. Ben de resim çalışmalarına ağırlık vermiş biriyim. İsmail işlerimizin altına çok güzel hikayeler yazıyor. Ben işlerimizin kadraj, renk gibi unsurlarını, 3D sergileme modellemelerini yapıyorum. Geçmiş yeteneklerimizi bir araya getirip Studio Pinprick’te birleştiriyoruz.

İsmail: İkimizin bir araya gelmesinden de böyle işler çıkıyor. İşlere bakınca görülen karanlık taraf Hayrettin, renkli ve aydınlık taraf da benim. İşlere hakim olan dualite bu ikilikten geliyor. Doğaya baktığın zaman zıtların mükemmeli nasıl yarattığını gözlemleyebiliyorsun. Dualiteyi gerçekten anladığında tüm çeşitliliğe de açılıyorsun. Hayrettin: Beyaz rengi seçebilmek için karşıt rengine ihtiyacımız var. Bu çeşitlilik duygular için de geçerli, sinirli, mutlu veya mutsuz olabilirsin. Hiçbiri sabit değil. Geçişlerinin farkına varmak ve iki tarafı da öğrenmek gerekiyor. İsmail: Dönüşümün farkındalığı ile her durumun geçiciliğini görmek önemli. Bekleyerek, yavaşlayarak, gözlemleyerek anlamaya başlıyorsun.

İşlerde sanki süregelen bir hikayenin kesitlerini görüyoruz, bu hikayeler nasıl oluşuyor?

İsmail: Bir figür ile karşılaştığımızda onu bir dünyaya yerleştiriyoruz veya bir dünya yaratıp bu dünyanın figürleri nasıl olurdu sorusunu soruyoruz. Seçtiğimiz karakterler tamamen kendi ruhunu dışına yansıtan kişilikler. Ya bir mekanda ya doğanın içerisinde yer alıyor figürler, böylece zamandan da tamamı ile kopmuş durumdalar.

Hayrettin: Bizim için aykırılık normal. Bizim normalimiz aykırı.

İsmail: Daha aykırı görünen figürler bizim dünyamızda normal. Günümüzde herkes o kadar aynı ve tek tip ki kendisi gibi olanlar değişik ve farklı bulunuyor. Biz de bu değişikleri resmediyoruz. Hayrettin: Bazen de o gün ne hissediyorsak onunla ilgili oluyor. Çayırlarda gezerken selvileri görüyoruz ve selviler bir anda işlerimizde belirmeye başlıyor. İsmail: Bir kitaptaki paragraftan da, o dönem sürekli dinlediğimiz müzikten de iş üretebiliyoruz

Hayrettin: Işık ve gölgeyi nasıl kullanabileceğimizi düşünürken, punch tekniğinde daha fazla neler yapılabilir sorusuyla, dokumanın içerisinde farklı dokular elde etmeye çalışırken ortaya çıkan şeyler oluyor. Önümüzde her zaman defterimiz açık. Bir hikaye ile karşılaştığımızda, aklımıza bir şey geldiğinde hemen eskizlerini yapıyoruz.

Karakterlerin hep maskeli ve makyajlı olmasının sebebi nedir?

İsmail: Fetiş temelli, ayinlerden gelen unsurlar da var, oradaki maskeler ve makyajlar aslında ruhsal bir ayinde kullanılan aksesuarlar. Aslında bireyin iç dünyasını dışına yansıtması ile ilgili her şey, bunu yansıtabilen figürleri, karakterleri de çok seviyoruz.

Hayrettin: Fetiş, büyülü nesne demek. Aslında bizim karakterlerimiz de öyle ikonlaşmış karakterler. O yüzden de maskeli ve makyajlılar. Yarattığımız karakterleri bir cinsiyet ile sınırlamıyoruz. Hayal ettiğimiz hikayede hangisi daha uygunsa onu kullanıyoruz. Yarattığımız kadın gibi görünen karakterler kadın mı biz de bilmiyoruz. Belki de kadın makyajı yapmış başka bir cinsiyetten biri olabilir. Sadece duygu. Bir cinsiyetleri yok, sadece görünüşleri var.

Punch tekniği ile yarattığınız yumuşak yüzeyler dokunma ihtiyacını da yaratıyor. Burada nasıl bir ilişki var?

İsmail: Yarattığımız dünya zaten fetiş bir dünya, işlerin tekniği de, dokunmak ile olan ilişkisi üzerinden bir fetiş daha yaratıyor. Sergilerde karşımıza çıkan dokunmayın uyarısı aslında onları daha çekici ve cazip hale getirir. Biz de duyuları harekete geçirecek üretimler yapmaya çalışıyoruz. Uzun süre izlenebilecek ve vakit geçirebilecek işler olmasını istiyoruz. Dokunmatik bir çağdayız. Dokunmak isteyeceğin ama dokunamayacağın işler bunlar.

Hayrettin: Seni daha çok rahatsız edecek bir şey…

Karakter genellikle doğrudan bize doğru bakıyor, biraz bu seçimden bahsedebilir miyiz?

Hayrettin: Göz teması kurmak ve davetkar olması için. Sen beni izliyorsun, ben de seni izliyorum. Hem bize bakıyor olmaları hem de duruşları aslında özel günlerde gidip çektirilen aile fotoğrafları, sünnet fotoğrafları gibi. Bu kurgu evrende karakterin fotoğraflarını çekiyoruz diyebiliriz bir anlamda. Biz o dünyadan bir kadrajı belirliyoruz onlar da poz veriyorlar, anı resmetmeye çalışıyoruz aslında.

İsmail: Aslında karakterlerin avatar profil resimlerini görüyoruz.

Herhangi birini yaratılan bu evrenlerde vakit geçirmesi için gönderebiliyor olsanız ona ne tavsiye verirsiniz?

Hayrettin: Keyfini çıkar.

İsmail: Kendin ol. Ne olmak istiyorsan onu ol. Döndüğünde tekrar bu evrene geldiğinde ne olman isteniyorsa onu olmak zorunda kalacaksın, o yüzden git ve kendini yaşa.

Bu serideki karakterin bir soundtracki olsaydı bu ne olurdu?

İsmail-Hayrettin: IAMX - Spit It Out

Bu serideki karakter şimdiye kadarki kendini arama ve bulma yolculuğunda nelerle karşılaştı? Neler buldu? Neleri hala arıyor?

İsmail: Bir önceki seride karakter kendini arıyordu, şimdi kendini arayanları arıyor. Daha özgüvenli. İki yönlü bir yapısı var, bir portal açılıyor, o portalda bir tavşan görüyorsun, ya o tavşanı takip ediyorsun ya da o tavşan olduğunu anlayıp birilerini peşinden sürüklüyorsun. Hangisi işine geliyorsa. O evrende ne görmek istiyorsan onu görebilirsin.

Yeni planlar, hayata geçmeyi bekleyen projeler var mı?

Hayrettin: Çok!

İsmail: Sırada hazırlanmış sergiler var ve yapılmayı bekleyen çok sayıda seri var. Yavaş yavaş, adım adım, her şeyi bu sene yapıp seneye ne yapacağımızı düşünmektense yapa yapa ilerliyoruz.

Hayrettin: Planladığımız şeylerin arasında küçük duraklar da oluyor, bu bir iş değil bizim için, bir yaşam tarzı. Sakin yaşıyoruz. Yanımıza beş kişi daha alıp hızlı seriler çıkartalım istemiyoruz. Hepsi bizim elimizden ve yolculuğumuzdan geçmeli. Sürecimiz uzun, planlarımız çok, bundan iki sene sonra nereye evrileceğini biz bile tahmin edemeyiz.

İsmail: Akıştayız.


Fotoğraf: Enes Alba
Video: Mercan Dinçkök
Röportaj: Öyküm Pala
Sayfa Tasarımı Uygulama: Mercan Dinçkök
Sayfa Tasarımı: Studio Pul


 

SANATÇININ ESERLERİNİ GÖR

SEPETİM