BRING THE HYPE TO ART

SEPETİM

BELKİ DE, BAŞKA CANLILARLA EMPATİ KURMA VAKTİMİZ GELMİŞTİR ARTIK

röportaj
EDA ŞARMAN


Eda Şarman, mimari, fenomenoloji ve “tentacular thinking” üzerine yoğunlaşan pratiğiyle, mekânları birer organizma olarak algılıyor. Disiplinlerarası üretim yapan Eda, lisans eğitimini 2016 yılında New York’ta bulunan Pratt Institute’un Mimarlık Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisansını ise 2019’da Londra’da konumlanan Royal College of Art’ta Moving Image (Hareketli Görüntü) üzerine yaptı. 





Hayatın ve işin ile ilgili nelerin farkındasın?

Farkında mıyım bilmiyorum? “Farkında” çok keskin bir kelime. Daha çok fark etme çabası içerisindeyim, diyebilirim. Ama herhalde işim bazında ve benim de sanat pratiğimi tetikleyen şey; mimarinin ve yapısal içerisinde bulunduğumuz ortamın sabit bir yer olmadığının farkında olduğumu söyleyebilirim. Dört yıl önce bunu fark ettim. O mekanın içindeki farklılığı, çeşitliliği ve o döngüsel değişimi hissettiğim ve hissettirebildiğim işlerle daha da farkındalık kazanıyorum ve farkındalık yaratmaya çalışıyorum.



Paralel evrendeki Eda ne yapardı?

Ben galiba zaten paralel evrenimi yaşıyorum. (Kahkaha atar)




Peki şu an yaptığını yapmasaydın, başka bir dünyada neler yapardın?

Başka bir şey yapamazdım gibime geliyor. Bu dört yıl önceki farkındalıkla gelmiş bir şey.
Son dört yıldır hayatımı tam olarak yaşamak istediğim şekle çevirmeye çalışıyorum. Belki çok sıkıcı ama paralel evrende de böyle biri olurdum herhalde.





Şöyle düşünelim o zaman. Paralel evrende yine aynı şeylere dokunuyor ve değiniyor olsaydın, bunları farklı bir şekilde nasıl ifade ederdin? Benzer bir farkındalığı başka türlü nasıl dışa aktarırdın?

Multidisipliner bir çalışma pratiğim olduğu için; bazen resimle, bazen video ile, bazen fotoğrafla, bazen ise bir performansla ifade edebiliyorum kendimi. Kısacası türlü türlü araçlar kullanıyorum. Yani aslında aktif bir şekilde farklı varyasyonlar deniyorum.

O yüzden kendimi bulunduğum evrenle kısıtlamıyorum. Bir şey yaratmak için bambaşka bir bir şey gerekiyorsa onu öğrenmeye çalışıyorum. Benden uzakta kalan şeyleri, bir şekilde kendime çekip başka bir şekilde göstermeye çalışıyorum.





Eda’nın balıkları canlansaydı, ne derlerdi?

Balıklarım nefes peşinde koşuyorlar. Balık-işlerimde sık sık çıkan bir tema. Balıkların tutulması ve farklı konteynerlere ya da akvaryumlara koyulması, tabii her canlının bir yere kapatılması gibi bana çok ilginç geliyor. Balıklar bambaşka bir vücut-organ sistemine sahip.

Alışık oldukları natürel habitatlarından koparılıp bizim istediğimiz ortamlara getirmemiz beni irite ediyor. Bu yüzden balıklarım herhalde “Nefes, oksijen” diye bağırırlardı, diye düşünüyorum. İnsan ve hatta insanlık olarak nefes peşinde olduğumuz bir dönemdeyiz. Belki de, başka canlılarla empati kurma vaktimiz gelmiştir artık.



En çok hangi kelimeyi ya da soru kelimesini kullanırsın?

Eskiden "niye" idi. Artık kullanmıyorum çünkü takibinde gelen başka "niye"lere yol açıyor. Onun yerine “nasıl” ya da “ne kadar” diye soruyorum. Biraz daha böyle elle dokunulur ve sonunda ulvi bir güce gitmeyecek sorular çerçevesinde hayatımı şekillendirmeye çalışıyorum. Ama ağzımdan çıkan en çok kelime “Kara”. Kara isminde bir köpeğim var. Kendisiyle çok çılgın bir hayat yaşıyoruz.

Kara her gün yeni bir şeyler fark etmeme sebep oluyor. Sahipli köpeklerin ve sokak köpeklerin algıları arasındaki farkı görüyorum. O dışarı sevdası, o enerji, o merak-her gün yine yeniden. – Kara’nın o enerjisi, bana da yansıyor ve daha çok dışarda olmak istiyorum. Kesinlikle en çok Kara diyorum gün içerisinde-hem sevgiyle hem kızgınlıkla, ama daha çok sevgiyle.



Fotoğraf: Ali Yavuz Ata
Röportaj: Sevtap Tuzcu
Video İçeriği: Yasemin Sarıhan
Sayfa Tasarımı: Studio Pul
Video: Özgün Özlü

 

 

 

SANATÇININ ESERLERİNİ GÖR