BRING THE HYPE TO ART

İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN, QUEER KÜLTÜRÜNÜ FOTOĞRAFLIYORUM.

röportaj
ENES ALBA

İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Öncelikle, Enes Alba kim dediğimde nasıl tanımlarsın?

Güncel sanatçıyım. Fotoğraf ve video art üretiyorum. Yerleştirme yapıyorum, kavramsal olmaya çalışıyorum sanatımda, ama bir taraftan baktığında “mmm seksiymiş” deyip geçebileceğin kolay fotoğraflar da üretiyorum.

Sanat yolculuğunda merceğini hangi konuların üstüne tutuyorsun?

Bu ne olabilir mesela? Saf güzellik. Belli başlı şeyler var ilham aldığım, peşinde koştuğum ve üretmek istediğim. Bu durum hiç değişmiyor; merceğimde hep bir güzellik var, bir şeyde gördüğüm güzellik de olabilir, kendi yarattığım güzellik de. Çocukluğumdan hatırladığım, gördüğüm manzaralara benzeyen haller yaratmak da var. Bir de tabii ki aşk, ilişkiler ve politika ana temalar olarak merceğime konuk oluyorlar. Kimi zaman hep birlikte, kimi zaman ayrı ayrı işleniyorlar. Kendimi sınırlamak istemiyorum, bugün bu konuya odaklanırım, yarın bambaşka bir odağım olur. Sanatın her türlü aracını keşfetmek istiyorum. Resim de yapıyorum, video enstalasyonlarım da var mesela.


İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Peki politika ve erotizmi sanatında nasıl birbiriyle bağdaştırıyorsun?

Ten odağımda.
Erotik fotoğraflar çekiyorum, ama erotizmi politikayla karıştırmayı da seviyorum. 2020 Avustralya yangınları döneminde bir video art işim ortaya çıktı.
“Avustralya yanıyor” haberlerini, o vakit yine erotik diyebileceğim bir çekim gerçekleştirirken aldım ve yaptığım çekime kurguda BBC News görüntüleri ekledim. Seyirci videoda önce “güzel bir çocuğun” ferahlatan su sesi eşliğinde duş aldığını izlerken, birden Avustralya yangın görüntüleri araya giriyor ve o iç açan su sesinin, ve çocuğun bitmeyecekmiş gibi uzayan duş seansının yerini cayır cayır bağıran yangın sesi alıyor. Özellikle o ses kontrastı izleyicinin bunu izlediğinde olaylara yabancılaşmasına sebep oluyor. Blasé effect. Sekse de yabancılaşıyorsun, iklim krizine de yabancılaşıyorsun. Bunu yapmak çok hoşuma gitti. Bununla ilgili çok fazla olumlu eleştiri aldım, çünkü insanlar izleyince mindfuck yaşıyorlar; “ne?, nasıl yani?” diye düşünmeye teşvik ediyor insanları aslında yaptığım bu iş. Sonra bu yolu izlemeye devam ettim. “Yatağımda Orta Doğu” isimli bir fotoğraf işi ürettim; Taliban’dan kaçmaya çalışan Afgan halkının Kabil havalimanındaki izdiham görüntülerini eş dönemde çektiğim bir erotik fotoğrafla birleştirdim. Önde yarı çıplak uzanmış vizöre bakan bir “oğlan” görüyoruz, arkasında ise insanlığın asla aklından silemeyeceği Kabil havalimanı karesini. Bir taraftan “evet ben buradayım, ama aynı zamanda da oradayım” diyor. Kısacası istem dışı dahil olduğumuz gerçeklerimiz var ve o gerçekler yatağımıza kadar giriyor. O yüzden de eserin adı “Yatağımda Orta Doğu”. Bir şekilde bağlamaya çalışıyorum erotizm ve politik meseleleri, birbirine de çok yakıştığını düşünüyorum. Bir yandan şöyle bir soru da var: Orta Doğu’nun seksi bir portresini çekerken politikadan ne kadar kaçabilirim? İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Peki sence aşkın içinde ne kadar politika vardır?

Kontrol altında tutulduğumuz bir dünyada, bedenlerimizi bile belli yasalar altında şekillendiren bir düzen ve bunun getirdiği sınırlar içinde yaşanan aşk politik olur. Bu konuda bir işim vardı 2019’da ürettiğim, seks yapan tüfekler hakkında. Aşk ve politika, aşk ve şiddet, aşk ve militarizm birbirinden çok da ayrılmayan dualiteler aslında. Benim aşk anlayışım politik değil, ben daha keşif gözüyle bakıyorum aşka. Monogami ile toplumun yarattığı ve beraberinde getirdiği çerçevelere inanmıyorum.

Üretim sürecinden bahseder misin?

Bazen sadece bir fikir kıvılcımı düşüyor aklıma ve onu kovalamaya başlıyorum, bunu üreteceğim diyorum. Sonrasında tasarladığım şekilde ilerliyor tüm süreç. Mesela üç boyutlu bir iş ya da bir resim yapıyorsam, taslağını kafamda çiziyorum ilk olarak. Sonrası zaman alıyor ve odaklanıp çalışmam gerekiyor. Ama fotoğraf çok daha spontane ve yaşayan bir şey. Ne kadar planlarsam planlayayım bambaşka bir sonuç çıkabiliyor ortaya. Hem de çok hızlı.

Eserlerine baktığında sence izleyici zihninde hangi boşlukları doldurmaya itiliyor?

Ben aslında bir kültürü fotoğraflıyorum. İstanbul’un queer kültürünü işliyorum ve bu queer kültür, ya da daha doğrusu queer gençlik demek istiyorum, tamamen korumasız yaşıyor. Fotoğraflarımın hepsi “Garden of Earthly Delights” adı altında bir photobook çıkarma isteğiyle ortaya çıktı. Kitabın alt başlığı ise “A Queer Youth Unprotected” idi. Ben burada aslında tamamen korumasız halde kendini yaşatmaya çalışan bir kültürü fotoğrafladım. İzleyici de içerisinden ya da dışarısından bu kültürle temas etti ve o kültürün dünyasına dalma fırsatını yakaladı. Genel olarak estetik açıdan da çekmeye çalışıyorum izleyiciyi fotoğraflarıma.
Aynı zamanda elementler, özellikle su; su ve insan arasındaki ilişkiyi irdelemeyi seviyorum.”


İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Yaratım prosesin duygu dünyanı nasıl etkiliyor?

Günlük hayatımda duygu dünyam pek stabil değil ve yaratım aşamasındayken bu durum çok daha kaotik bir hal alabiliyor. Özellikle üretirken duygu durum bozukluğu yaşadığım aşikar. “Sonuç nasıl olacak acaba” kaygısı bu kaotik halin sebebi aslında.☺

Eğitiminden aldığın inputlar sanatına nasıl işliyor?

Sormanıza çok sevindim bu soruyu. Karşılaştırmalı Edebiyat okudum. Genelde kimse Karşılaştırmalı Edebiyat’ın ne olduğunu pek bilmez. Sadece edebiyat değil aslında; felsefe, teori ve kültürel çalışmaların peşinde koştuğu fikirleri, bir kültür örneği olarak edebiyatı araç olarak kullanıp incelendiği bir alan. Ama asıl nokta, karşılaştırmalı yönü; kültürleri, teorileri ve tarih dizilerini karşılaştırıyorsunuz.
Dolayısıyla tarih eğitiminden, sanat tarihi, filolojisine kadar hatta fotoğraf ve VCD eğitiminin bile yer aldığı geniş bir bilgi yelpazesinden beslenebildim. Tüm bu inputlar sanatıma muhakkak pozitif bir şekilde yansıdı.

Fotoğrafın sende edindiği yeri anımsar mısın?

Dedem fotoğrafçıydı. Ara Güler ile aynı ekoldendiler. Dedemden aldım ben ilk fotoğraf eğitimini. Çok gezerdi; kıtalar arası turlayıp eve gelir, Canon makinasıyla çektiği o fotoğrafları dia slaytına dönüştürür ve bize izletirdi. Binlerce portre fotoğraf… Hiç unutamıyorum Tokyo fotoğraflarını; ya da yaylalarda çektiği, yüzleri ve manzaraları birleştirdiği fotoğraflarını. Fotoğrafa ilk temasım böyle gerçekleşti; ama benim fotoğraf çekme maceram, birlikte olduğum insanları ertesi sabah uyurken fotoğraflamakla başladı. Fotoğraf hocam bu seriyi gördü ve buna devam etmemi söyledi. Sonrasında, fotoğrafladığım insanların izinlerini alarak, bu fotoğrafları yayımlamaya başladım. Dedem bunları görse herhalde mezarında ters dönerdi, ama kendisine minnet borçluyum ☺

İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

İlham beslenmedikçe tükenir, kaynağını nasıl besliyorsun?

Şiir okuyorum çok.

İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Bu şiiri benim bütün fotoğraflarımla yan yana koyabilirsin. Hepsiyle.
Bana çok ilham veren bir şiir.

Genel olarak beden ve çıplaklıkla çok barışık olduğunu görüyorum. Fotoğrafladığın her vücut geleneksel güzellik anlayışımıza hitap etmiyor aslında ama sen onları her daim estetik göstermeyi başarıyorsun?

Estetik gözümü çalıştıkça elde ettiğimi düşünüyorum. Kusursuzluğun peşinde değilim aslında, ama kusursuz fotoğraf dediğimde elbette beklentilerim var. Işık güzel olmalı, figür güzel yerleştirilmiş olmalı, beden parçaları olduğundan daha iyi görünmeli - burada da ışığın tene nasıl vurduğu çok önemli. Bedenler kusursuz olmasa da, ışık ve kompozisyon sayesinde kusursuzluğuna ulaşabilir; ancak tekrar edeyim, ben kesinlikle kusursuzluğun peşinde değilim.

İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Kendi beden algın ne durumda? Bedeninle barışık mısın?

İlk ergenliğimde anoreksik bir dönemim oldu, çok barışık değildim bedenimle. O dönemi atlatalı çok oluyor, şimdilerde bedenimi kutluyorum. Buna rağmen kendimi fotoğraflama konusunda hala isteksizim.

Yaşam enerjine ventil olarak hizmet eden üç kelime nedir?

Sex, drugs & Rock’n Roll.

En seksi bulduğun organ?

Temiz bir akciğer!

İSTANBUL’UN, KORUMASIZ HALDE KENDİNİ YAŞATMAYA ÇALIŞAN,

Hayal ettiğin dünyaya açılan kapının önünde duruyorsun ve verdiğin cevaba göre içeriye alınacaksın; kapılarını neden sana açmalı bu dünya?

Because I GOT SNACKS ☺



Fotoğraf: Abdullah Yazıc
Video: Mercan Dinçkök
Röportaj: Sevtap Tuzcu
Sayfa Tasarımı Uygulama: Mercan Dinçkök
Sayfa Tasarımı: Studio Pul

 

 

SANATÇININ ESERLERİNİ GÖR

SEPETİM